Komedyen Deniz Göktaş “Ölü Deniz” Gösterisindeki İfadeleri Gerekçesiyle Tutuklandı
YouTube’da 9,5 milyondan fazla görüntüleme alan 90 dakikalık stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle hakkında resen soruşturma başlatılan komedyen Deniz Göktaş, yurt dışı seyahati dönüşünde gözaltına alınmasının ardından sevk edildiği sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Haber Merkezi / İstanbul
İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve 24 Haziran’da dijital platformlarda yayımlanan “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisindeki siyasi ve dini hicivler gerekçe gösterilerek hakkında soruşturma açılan komedyen Deniz Göktaş adli makamlarca tutuklandı. Yurt dışı seyahatinden Türkiye’ye dönen Göktaş, 2 Temmuz 2026 Perşembe günü İstanbul Havalimanı’nda pasaport kontrolü sırasında gözaltına alınmıştı. Kamuoyuna yansıyan görüntülerde gözaltı işlemi sırasında ters kelepçe uygulandığı görülen Göktaş, geceyi Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde geçirmesinin ardından 3 Temmuz 2026 Cuma günü İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık ifadesi tamamlanan Göktaş, tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce cezaevine gönderildi.
İLGİLİ HABER: Komedyen Deniz Göktaş ‘Ölü Deniz’ Soruşturması Kapsamında Gözaltına Alındı
Soruşturmanın Teknik Detayları ve Yöneltilen Suçlamalar
Adalet Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından paylaşılan bilgilere göre, Göktaş hakkındaki adli süreç 2026/117973 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yürütülüyor. Başsavcılık, komedyen hakkında aynı konuya ilişkin olarak toplam 185 CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) başvurusunun ulaştığını ve bu şikayetlerin toplu olarak değerlendirilmesi neticesinde resen soruşturma açıldığını duyurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı resmi açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Bir kısım sosyal medya platformlarında yayınlamış olduğu içeriklerde suç unsuru ifadeler tespit edilen şüpheli Deniz Göktaş hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.”
Yürütülen soruşturma kapsamında Göktaş’a, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299’uncu maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” ile 216’ncı maddesinde yer alan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamaları yöneltiliyor. TCK Madde 299, ilgili suç için 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörürken, eylemin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın altıda biri oranında artırılmasını hükmediyor; bu maddeden soruşturma açılması ise Adalet Bakanlığının iznine tabi bulunuyor. 216’ncı maddenin üçüncü fıkrası ise 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Soruşturma sürecinde, gösterinin sosyal medya platformu X’te yayılan bazı kesitlerine yönelik erişim engeli kararları getirildiği bildirildi.
İLGİLİ HABER: Mizah ve İfade Özgürlüğü Tartışması: Deniz Göktaş’ın ‘Ölü Deniz’ Gösterisine Erişim Engeli
Deniz Göktaş’ın Emniyet İfadesi ve Savunması
Deniz Göktaş, emniyetteki ifadesinde hakkındaki suçlamaları reddederek esprilerinin sosyolojik birer tespitten ibaret olduğunu savundu. Söz konusu gösteriyi yaklaşık üç yıldır Türkiye’nin farklı şehirlerinde sahnelediğini ve 100 binden fazla seyircinin izlediğini belirten Göktaş, bugüne kadar herhangi bir şikayetle karşılaşmadığını dile getirdi. Göktaş’ın ifadesinde şu savunmalar öne çıktı:
“Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve kamuoyunda sıkça tartışılan bir konudur. Gösteri boyunca bu tarz popüler figürler, ideolojiler Türkiye’ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır, başkaca bir amacım yoktur.”
Dini değerleri aşağılama suçlamasına yönelik olarak ise kötü niyet barındırmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Tarafıma yöneltilen ‘Halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ kastım kesinlikle yoktur. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur, böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm. Gösteride ‘favori kitabım’ diyorum. ‘Çeviride sorun var’ cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıfla söylüyorum.”
Göktaş, daha önce sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, hakkında resmi bir bilgilendirme bulunmadığını belirtmiş ve “Ne olursa olsun Türkiye dışında yaşamak ya da stand-up yapmak gibi bir planım yok, çünkü tadı olmaz” ifadelerini kullanmıştı. Soruşturmaya konu olan espriler arasında, siyasi yönetimsel dönüşümlere yönelik mizahi nitelemeler ile kutsal kitap mealleri ve 600’lü yıllara atıfta bulunan ifadeler yer alıyor.
Çağlayan Adliyesi Önünde Siyasi ve Sivil Destek
Deniz Göktaş’ın adliyeye sevk edilmesi üzerine çok sayıda sivil toplum örgütü, meslek örgütü ve siyasi parti temsilcisi İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde bir araya geldi. Destek amacıyla adliyeye gelenler arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekileri Sera Kadıgil ve Ahmet Şık, DEM Parti Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Cengiz Çiçek, Emek Partisi (EMEP) Milletvekili İskender Bayhan ve CHP Milletvekili Ümit Özlale yer aldı. Göktaş’ın meslektaşları olan ‘Tuz-Biber’ stand-up ekibi ile Uykusuz Dergisi çalışanları da alanda hazır bulundu.
Mahkemenin mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu da eski milletvekili Gürsel Tekin ile birlikte Göktaş’a destek amacıyla adliyeye geldi. Kılıçdaroğlu’nun adliye bahçesinde bulunduğu sırada alandaki kalabalığın bir kesimi tarafından kendisine yönelik “Hain” sloganları atıldı.
2025 yılı Nisan ayında boykot çağrısı soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan ve hakkında 7,5 yıl hapis cezası istemiyle dava açılan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu da Oyuncular Sendikası adına alanda bir açıklama yaptı. Üzümoğlu, “Meslektaşımız Deniz Göktaş’ın bir an önce serbest bırakılmasını ve sürecin hukuka uygun bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz. Deniz Göktaş yalnız değildir” şeklinde konuştu. İstanbul Tabip Odası da yaptığı açıklamada ifade özgürlüğü ve hukuki güvenliğin demokratik bir toplumun temel unsurları olduğunu vurgulayarak komedyenin serbest bırakılmasını istedi.
Siyaset ve Sanat Dünyasından Gelen Tepkiler
Gözaltı ve tutuklama kararı, ifade özgürlüğü ve politik mizahın sınırları bağlamında geniş bir tartışma başlattı. İstanbul Barosu Kültür ve Sanat Komisyonu, yasal işlemlerin hukuka aykırı olduğunu savunarak serbest bırakılma çağrısı yaptı. Komisyon, politik mizahın demokratik toplumların unsurlarından biri olduğunu ve nefret üretme amacı taşımayan şakaların suç kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Siyasi kanattan CHP’li Burhanettin Bulut, Göktaş’a yönelik prosedürleri bir “gözdağı” olarak nitelendirerek, “Hukukun amacı ‘şov yapmak’ değildir” dedi. Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından ters kelepçe uygulamasına tepki göstererek, “Varsa bir şikâyet, ifadesini alır, sonra serbest bırakırsın. Kaçma şüphesi olmadığı açık değil mi? Arkadan kelepçelenip bu görüntülerin paylaşılması kabul edilemez. Deniz özgür olmalı” paylaşımında bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sahne suç mahalli, şaka delil, kahkaha tehdit değil” değerlendirmesini yaparken, TİP resmi açıklamasında, “Eleştirel fikirlere ve mizaha tahammülü olmayan Saray Rejimi’nin sindirme çabalarına karşı cesaret gösterenlerin yanındayız” ifadelerine yer verdi. Emek Partisi ise gözaltı kararının, gösteride yer alan diktatörlük eleştirilerinin bir teyidi niteliğinde olduğunu savundu. Tiyatro sanatçısı Şevket Çoruh ise karara, “Gülmek serbest, güldürmek şüpheli; şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti. Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor” sözleriyle tepki gösterdi.
Diyanet’in Cuma Hutbesindeki Mizah Vurgusu
Gelişmelerle eş zamanlı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu haftaki cuma hutbesinde mizah konusuna değinildi. Hutbede, toplumsal ve dini değerlere yönelik yaklaşımlara işaret edilerek, “zaman zaman kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması” ifadeleri kullanıldı ve dijital mecralar ile sahnelerde yer alan bazı içeriklere yönelik eleştiriler dile getirildi. Soruşturmanın ve adli sürecin ilerleyen günlerdeki seyri kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.
📝 Editör Notu
“Ölü Deniz” gösterisinin engellenmesiyle başlayan adli sürecin bir sanatçının tutuklanmasıyla sonuçlanması, politik mizah ve eleştiri hakkının ceza hukuku kıskacına alınmasının en somut örneğidir. Dijital alandaki kısıtlamaların doğrudan hapis cezası yaptırımına evrilmesi, ifade özgürlüğünü sınırlayan baskı mekanizmalarının ulaştığı boyutu gözler önüne sermektedir. Toplumsal hicvin TCK maddeleri üzerinden bir cezalandırma aracına dönüştürülmesi, demokratik bir toplumun en temel direği olan düşünceyi açıklama özgürlüğüne yönelik açık bir müdahaledir. Fikirlerin ve sanatsal üretimin cezaevi tehdidiyle susturulmaya çalışıldığı bir ortamda, özgür düşünce iklimi tamamen ortadan kalkma riskiyle karşı karşıya kalır. Eleştirinin bir suç unsuru olarak kabul edilmediği, düşüncelerin hem dijital dünyada hem de toplumsal hayatta özgürce var olabildiği bir düzen, demokratik bir geleceğin vazgeçilmez şartıdır.





