PolitikaAvusturyaGündemTürkiye

SPÖ’den Türkiye’deki Gelişmelere Sert Tepki: “Demokrasi ve Hukuk Devleti Daha Fazla Aşındırılmamalı”

Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) Dış Politika Sözcüsü Petra Bayr, Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik polis müdahaleleri, seçilmiş vekillere dönük baskılar ve yargı süreçlerine ilişkin sert bir açıklama yaparak demokratik standartların korunması çağrısında bulundu. Avusturya siyasi çevrelerinde geniş yankı uyandıran bu çıkış, Viyana’nın Türkiye’deki hukuk devleti ve insan hakları süreçlerine yönelik hassasiyetini bir kez daha gündeme taşıdı.

Mustafa İlhan / Viyana

Avusturya’nın köklü siyasi yapılarından Sosyal Demokrat Parti (SPÖ), Türkiye’de sivil toplum ve muhalefet odaklı yaşanan son gelişmeleri yakın markaja aldı. SPÖ Dış Politika Sözcüsü Petra Bayr tarafından yapılan resmi açıklamada, Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyelerine ve seçilmiş milletvekillerine yönelik emniyet güçlerinin sert müdahaleleri ile muhalif sivil/siyasi aktörler üzerindeki yargı baskısı ciddi bir eleştiri yağmuruna tutuldu. Viyana merkezli yapılan bu diplomatik ve siyasi çıkış, Avusturya kamuoyunda Türkiye’deki demokratik kurumlara yönelik duyulan kurumsal endişelerin en net ifadelerinden biri olarak kayda geçti.

Muhalefete Yönelik Müdahaleler ve Şiddet İddiaları: “Büyük Bir Endişe Kaynağı”

SPÖ Dış Politika Sözcüsü Petra Bayr, Türkiye’deki ana muhalefet partisi ekseninde yaşanan son olayların ve sivil protestolara yönelik emniyet tedbirlerinin kabul edilemez bir boyuta ulaştığını savundu. Sahadan gelen raporların kaygı verici olduğunu belirten Bayr, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi CHP çevresinde yaşanan olaylar ve parti üyeleri ile seçilmiş milletvekillerine yönelik masif polis müdahalesi büyük bir endişe kaynağıdır. Gösterilerde göz yaşartıcı gaz, plastik mermi kullanıldığına ve muhalefet temsilcilerine yönelik gözdağı verme girişimlerinde bulunulduğuna dair gelen haberlerin üstü kapatılmamalı, bu iddialar kapsamlı bir şekilde soruşturulmalıdır.”

Google Google'da Avusturya'da Gazetesi'ni haber kaynağınız olarak ekleyin
Kaynak ekle →

Demokratik sistemlerin işleyiş kurallarına atıfta bulunan Bayr, siyasi mücadelenin sokaktaki kolluk kuvvetleri baskısıyla değil, meşru zeminlerde yürütülmesi gerektiğini hatırlatarak, “Demokratik rekabet, baskı, şiddet ya da siyasi güdümlü davalarla değil; yalnızca seçimler ve kurumlar aracılığıyla gerçekleşmelidir” dedi.

Hukukun Siyasi Bir Araç Olarak Kullanılması Tehlikesi

Açıklamasının devamında Türkiye’deki yargı bağımsızlığı tartışmalarına ve muhalif liderlerin karşı karşıya kaldığı hukuki süreçlere değinen Petra Bayr, yargının bir cezalandırma veya tasfiye mekanizmasına dönüşmemesi gerektiğinin altını çizdi. Özellikle bağımsız bir muhalefet partisinin liderliğini ve yönetim kadrosunu baskı altına almak veya görevden uzaklaştırmak amacıyla mahkeme süreçlerinin kullanılmasını “son derece problemli bir yaklaşım” olarak nitelendirdi.

Bayr, bu tür adımların uluslararası sözleşmelere ve kurumsal taahhütlere aykırı olduğunu belirterek, “Bu durum, Türkiye dahil tüm Avrupa Konseyi üye devletlerinin taahhüt ettiği, altına imza attığı demokratik ve hukuki standartlarla tamamen çelişmektedir” vurgusunda bulundu.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kararı: “Sivil Toplumun Gücü ve Siyasi Yanlışlardan Dönüş”

SPÖ cephesinden gelen açıklamada karamsar tablonun yanı sıra sivil toplumun demokratik direncinin sonuç verdiğine dair olumlu bir örneğe de yer verildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nin kapatılmasına yönelik ortaya atılan planların, gelişen kamuoyu tepkisi ve akademik protestoların ardından revize edilmesi Viyana’da olumlu bir yankı buldu.

Alınan bu kararın geri çekilmesini toplumsal muhalefetin başarısı olarak değerlendiren Bayr, şu ifadeleri kullandı:

“Bu kararın revize edilmiş olması, siyasi yanlış yolların ve hatalı adımların düzeltilebileceğini açıkça göstermiştir. İstanbul Bilgi Üniversitesi kararına yönelik atılan bu geri adımın, artık daha fazla demokrasi, ifade özgürlüğü ve hukuk devletine doğru atılacak diğer köklü reform adımları tarafından izlenmesi gerekir.”

Avusturya Siyasetinin Genel Türkiye Yankısı ve Dayanışma Mesajı

SPÖ, açıklamasının son bölümünde Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerini savunan tüm sivil ve siyasi aktörlerle tam bir dayanışma içinde olduklarını ilan etti. Muhalefet partilerinin ve halkın oyuyla seçilmiş temsilcilerin görevlerini hiçbir korku, tehdit veya güvenlik kaygısı duymadan, özgürce yerine getirebilmelerinin işleyen bir demokrasinin birincil ve en temel şartı olduğu ifade edildi.

Avusturya siyasi koridorlarında Türkiye’deki iç gelişmelere yönelik bu sert çıkış sadece SPÖ ile sınırlı kalmıyor. Genel hatlarıyla Avusturya parlamentosundaki diğer partilerin de Türkiye politikasında benzer hassasiyetleri paylaştığı biliniyor:

 Yeşiller (Die Grünen): İnsan hakları, basın özgürlüğü ve sivil toplumun korunması başlıklarında SPÖ ile paralel bir çizgide durarak, Türkiye’deki insan hakları savunucularına ve muhalif seslere yönelik baskıları her platformda eleştiriyor.

 NEOS: Türkiye’deki demokratik kurumların gerilemesini ve AB standartlarından uzaklaşılmasını yakından takip eden parti, hukukun üstünlüğü ilkesinin uluslararası ilişkilerde temel şart olması gerektiğini savunuyor.

 ÖVP (Halk Partisi): Hükümetin büyük ortağı olarak ikili ilişkilerde daha çok göç yönetimi, güvenlik ve ekonomik istikrar başlıklarına odaklanıyor olsa da, Avusturya dış politikasının genel vizyonu gereği, bölgedeki demokratik istikrarın ve kurumların işlerliğinin önemini ikili görüşmelerde masada tutmaya devam ediyor.

Viyana’dan yükselen bu son ses, Avusturya siyasetinin Türkiye’deki iç siyasi dengeleri, özellikle de muhalefetin hareket alanını çok yakından ve kurumsal bir hafızayla izlemeyi sürdüreceğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

📝 Editör Notu: İki Demokrasi Arasında Bir Diaspora Muhasebesi

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Avrupa’nın en köklü ve tıkır tıkır işleyen demokratik sistemlerinden birinin göbeğinde yaşıyoruz. Burada adaletin, hukukun üstünlüğünün, ifade özgürlüğünün ve en önemlisi “kurumsal öngörülebilirliğin” sunduğu konforu her sabah işimize giderken, çocuğumuzu okula bırakırken veya yerel idarelerle bir işimizi hallederken bizzat deneyimliyoruz. Avusturya’da muhalefet yapmanın, bir fikri savunmanın ya da akademik bir kürsüde özgürce konuşmanın ne kadar doğal bir vatandaşlık hakkı olduğunu bilerek büyüyoruz.

Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde, içimizi acıtan bir tezatla karşı karşıya kalıyoruz.

Bizler burada demokrasinin tüm nimetlerinden faydalanırken, anavatanımız Türkiye’de köklü kurumların, bağımsız üniversitelerin ve çok sesli siyaset arenasının siyasi mühendisliklerle, yargısal baskılarla ve ani kararnamelerle nasıl birer birer aşındığını sadece uzaktan bir “haber” gibi izliyoruz. Muhalefet partisinin vekillerine yönelik sokak müdahalelerini, koskoca bir üniversitenin kapatılma senaryolarını sıradan birer olay gibi tüketiyoruz.

Buradaki asıl mesele, Türkiye’deki kurumsal aşınmadan ziyade, Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun içine gömüldüğü o derin ve sessiz kış uykusudur.

Yaşadığımız ülkenin demokratik standartlarını sonuna kadar talep edip, söz konusu anavatanımız olduğunda kurumların zayıflatılmasına, hukukun esnetilmesine karşı derin bir sessizliğe bürünmek büyük bir entelektüel çelişkidir. Bir ülkeyi sevmek; sadece onun kültürüyle gurur duymak veya tatillerde ziyaret etmek demek değildir. Gerçek vatanseverlik; kendi anavatanın için de en yüksek hukuk standardını, en güçlü kurumsal bağımsızlığı ve en özgür akademik ortamı dert edinmektir.

Unutmayalım ki demokrasi, bir partinin ya da bir ideolojinin tapulu malı değildir; o sistem çöktüğünde altında herkes kalır. Avusturya’da edindiğimiz vizyonu, demokratik bilinci ve kurumlara duyulan saygıyı bir kültürel kazanım olarak kuşanmalı ve anavatanımızın da bu evrensel standartlardan mahrum kalmaması gerektiğinin farkında olmalıyız. Demokrasinin konforunu Viyana’da yaşarken, Türkiye’nin demokratik zeminini kaybetmesine seyirci kalmak, geleceğimize karşı yapacağımız en büyük haksızlıktır.

Mustafa İlhan

Uzun yıllar Türkiye'de ana akım medyada kıdemli muhabir olarak görev yapan ve sayısız habere imza atan deneyimli gazeteci. Mesleki birikimini dijital medyanın dinamikleriyle harmanlayarak Avusturya'da Gazetesi'ni kurdu. Genel Yayın Yönetmeni olarak, Avrupa ve Dünya gündemini tarafsız analizlerle okuyucuya aktarmaya devam ediyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu